Kötü İle Daha Kötü Arasında Kalmamak İçin | Kovara Deng | DENG Dergisi
Kapat

Kötü İle Daha Kötü Arasında Kalmamak İçin

YazarResmi

Türkiye’de Kürdlerin önemli bir bölümü, çok partili sisteme geçildikten sonra yapılan seçimlerde tercihlerini CHP’nin karşısında yer alan partilerden yana kullandılar.

Kürdlerin ağırlıkla, sırasıyla Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP ve AK Parti’den yana oy kullanmalarının kuşkusuz birçok ekonomik ve toplumsal nedenleri var.

Kanımca bu konuda temel neden CHP karşıtı olmaktır. Çünkü CHP yeni Türkiye’nin kurucu ideolojisi Kemalizm’in cisimleştiği partidir; daha da ötesi Kemalizm’in ta kendisidir. Kemalizm ise Kürdlerin nezdinde ulusal baskı ve zulümdür. Asimilasyondur, sürgün ve katliamlardır.  Şark Islahat Planı ve bu plan uyarınca çıkartılan Mecburi İskan Yasalarıdır. Zilan Deresi’dir, Laç Deresi’dir, Şeyh Said ve arkadaşlarının idam edildikleri Dağkapı Meydanı’dır. Bu nedenle Kürdler, seçimlerde ağırlıkla devletin kendisi olarak gördükleri CHP’nin karşısında olan partilere oy verdiler. Denize düşenin yılanın büyüklüğüne-küçüklüğüne, zehirli olup olmamasına bakmaksızın ona sarılması gibi, Kürdler de niteliğinden bağımsız olarak CHP’nin karşısındaki partiyi desteklediler.

Pedal çevirmeyi durdurursan düşersin

Elhak, Kürdlerin de desteği ile iktidara gelen partiler iktidarlarının ilk günlerinde bazı yüzeysel değişiklikler yaptılar. Örneğin jandarma ve komando zulmünde belli bir azalma yaşandı. Ama bu partiler tekçi sistemin birer unsuru oldukları ve sistemin özüne dokunmadıkları için Kürd sorununu çözemediler, çözemezler.

AK Parti iktidarında olduğu gibi Kürd sorunu ve demokratikleşme konusunda önemli adımlar atıldı. Ama atılan adımlara bizzat AKP’nin içinden, “yurdum insanları” ve devletin derinliklerinden gelen direnç ve AKP’nin sözkonusu dirençleri aşacak iradeyi göstermemesi nedeniyle reformlar bir noktadan sonra durdu ve geriye dönüş başladı.

Son yıllarda AK Parti Genel Başkanı R. T. Erdoğan, “benim sorunum” dediği Kürd sorununda attığı ileri adımlardan birer-birer geri döndü; dönüyor.

Sadece Kuzey’de değil, Batı ve Güney Kürdistan’da da işgalci bir politika uyguluyor, Kürdlerin kazanımlarına saldırıyor, ortadan kaldırmak için her yola başvuruyor.

Siyasette temel kuraldır. Değiştirmek istediğini değiştiremezsen, değişim doğrultusunda kararlı bir irade ortaya koyamazsan, o seni değiştirir. AK Parti de değiştirmek vaadiyle geldiği devletin değişmesi için kararlı bir duruş sergileyemediği, “İslam-Türk” sentezinin önemli bir parçası olduğu için, aslına rücu ederek tekçi devletin asli unsuru haline geldi; kendisi bizzat devletleşti.

AKP iktidarı demokrasi ve değişim konusunda da geri vitese taktı. Başkanlık Sistemi’nin devam etmesi için Türkçü MHP’ye ihtiyaç duyar hale gelen Erdoğan, bir dönem çıkartmakla övündüğü “milli Görüş gömleğini” giyerek, AB üyeliği için de olsa yaptığı reformlardan adım-adım geri dönüyor; gerçek yüzünü ve niyetini ortaya koyuyor.

Sultanlığa özenen Erdoğan, başkanlık sistemi ve Cumhur İttifakı sayesinde Sultan olmasa da sultanların kullandığı yetkilere sahip oldu. Parlamentoyu işlevsiz hale getirdi, yargıyı tam egemenliği altına aldı, devletin tüm kurum ve olanaklarını kullanarak tek adam diktatörlüğünü sağlamlaştırdı, ülkeyi çıkarttığı kararnamelerle yönetmeye başladı.

Kürd sorunu ve demokrasi konusunda aslına rücu eden AK Parti iktidarı dışta da saldırgan ve yayılmacı bir politika yürütüyor. Osmanlı’nın kaybettiği topraklar nedeniyle hayıflanıyor. Avrupa ve Balkanlarda kaybedilen topraklar olmazsa da Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Kafkaslarda kaybedilen yerleri yeniden ele geçirmek istiyor. Bu amaçla Ermeni, Yahudi ve tarihi Arap düşmanlığını hortlatıyor.

İşsizlik, yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar ve ekonomik kriz nedeniyle homurdanmaya başlayan halk yığınlarının dikkatini başka yerlere çekmek için elinden ne geliyorsa yapıyor.

Akdeniz’de de yayılmacı bir politika uygulayan ve bu amaçla da başta Yunanistan ve Mısır olmak üzere Akdeniz ülkeleriyle gerginlik yaşayan AK Parti hükümeti, sorun yaşadığı ülkeleri açıktan tehdit ediyor, şantaj yapıyor. Kürd düşmanlığı siyasal iktidarı kesmemiş olacak ki şimdi de Rum ve yunan düşmanlığını körüklüyor.

Bardağı taşıran son damla

Bu ve benzeri gelişmelerin yaşandığı dönemde, Türkiye’de erken seçim tartışmaları başladı. Seçimlerin zamanında yapılmayacağı görüşü giderek ağırlık kazanıyor. Buna bağlı olarak Kürdlerin tavrının ne olacağı da konuşuluyor. Kürdler adına ahkam kesenlerin ise bini bir para.

Can yakıcı soru şu: Kürdler daha önce olduğu gibi, CHP karşısındaki partiyi mi destekleyecekler? Yoksa başka bir yol mu tutturtacaklar?

Kürdler eski Kürdler, kendisi dışında yazılan senaryonun basit figüranı değiller. Türkiye’de,  özgürlükleri ve ulusal hakları için verdikleri kararları mücadeleleri, fedakârlıkları ve katlandıkları meşakkat nedeniyle siyasette artık bir nesne değil, geçen yıl yapılan belediye seçimlerinde yaşananların gösterdiği gibi önemli bir öznedirler.

Kürdler, daha önce olduğu gibi devlet ile özdeşleştirdikleri CHP karşısında olanları desteklemek zorunda olmadıkları gibi, hiçbir güce vefa borçları da yoktur. Onların bir parçası olmak, onların çaldıkları makam uyarınca oynamak zorunda değiller.

Kuşkusuz Kürd özgürlük hareketi demokrasi ve değişim mücadelesinin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle AK Parti iktidarının anti demokratik uygulamalarına karşı mücadele etmek, başta gelen görevlerimiz arasında bulunuyor.

Ama bazılarının iddiası ve beklentilerinin aksine Kürdler, diğer bir değişle Kürdistan özgürlük hareketi tek başına Türkiye’deki siyasal yapıyı değiştiremez, demokrasiyi getiremez, istese de bunları yapamaz. Bu, bir gerçektir. Bununla birlikte Kürdlerin tavrı sonuç belirleyici olabilmektedir, belediye seçimlerinde olduğu gibi…

Son belediye seçimlerinde Ankara, İstanbul, Adana, Antalya, Mersin gibi metropollerde CHP ve Millet İttifakı adaylarının kazanmasına Kürdler büyük katkı sundular. Seçimi AK Parti adaylarına kaybettiren elbette sadece Kürdler değildi. Ama Kürd oyları dolan bardağı taşıran son damla oldu.

Özcesi, gelişmelerin gösterdiği gibi, Kürdistan özgürlük hareketi, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinde oyun kurucu değildi ve öyle olmamalıdır.

Bununla birlikte Kürd özgürlük hareketi sonucu belirleyen son servis atışıdır, hangi yana yatarsa o yana kazandıran bir güçtür. Ve Kürdlerin bu özelliğini çıkarlarımız için kullanmamız ana sütü kadar helâldir.

Kürdistan özgürlük hareketi artık kendisi dışında yazılan senaryolara uygun oynamak zorunda değil. Kürdler bugün kendi senaryolarını kendileri yazacak durumdalar. CHP karşısındaki yapıları desteklemek zorunda olmadığımız gibi, diğer bazılarına can simidi olmayız.

Bir başka ifadeyle, Kürdler artık kötü ile daha kötü arasında az kötüyü seçme noktasını çoktan geçtiler. Ama “kötü gitsin ama ya sonrası sorusu” da önümüzde duruyor.  Bu soruya verilecek cevap ise kısa dönemde geleceğimizi belirleyecektir.

“Ya sonrası dememek” için

Türkiye’de, Kürdistan özgürlük hareketi ile demokrasi mücadelesi arasındaki ilişki hep tartışma konusu oldu. Ama bir türlü birliği sağlanamadı. Önümüzdeki süreçte bunu sağlamak bizim elimizde.

Yurtsever güçler arasında en geniş işbirliğini sağlamak, sadece ulusal demokratik mücadelenin başarısının temel şartı olmasının yanısıra, demokrasi güçleriyle işbirliğine de yardımcı olacaktır. Bugün ulusal ve bölgesel şartlar bu amacı gerçekleştirmek için daha uygundur.

Bölgemizde, Kürdlerin kaderini yakından ilgilenen sıcak gelişmeler yaşanıyor.

Emperyalistlerin, Ortadoğu’da bencil çıkarlarını korumak amacıyla çizdikleri siyasi ve coğrafi haritanın, bölgede yaşanan kanlı çatışmaların temel nedeni olduğu, bölgede huzur ve güvenin sağlanması için halkların iradesine rağmen çizilen sınırların değişmesi gerektiği fikri giderek güçleniyor.

Kürdistan özgürlük hareketlerinin, demokrasi ve plüralizm gibi çağdaş değerleri içselleştirmesi ve bölgede IŞİD’e karşı yürütülen ortak mücadelenin önemli ve vazgeçilmez bir unsuru olması da uluslararası arenada Kürdlerin imajını olumlu yönde etkiliyor.

Suriye’de artık Kürdleri kapsamayan bir çözümün çözümsüzlük olduğu gerçeği giderek bilince çıkıyor. Irak’ta ise Güney Kürdistan’ın desteği olmadan hükümet kurulamıyor, bu desteği alamayan hükümetler başarılı olamıyorlar.

Dünya, iş ve tavır birliğini sağlayan Doğu Kürdistan’daki yurtsever güçlerin, Kürdlerin İslam Cumhuriyeti’nin en kararlı ve istikrarlı muhalifleri olduğunu giderek daha fazla anlıyor.

Türkiye’de ise Kürdistan ulusal demokratik mücadelesinin desteğini almayan, alamayan siyasal ve toplumsal değişim projelerinin başarı şansı yok.

Bir kez daha açığa çıktı ki, Kürd sorunu çözülmeden bölgeye barışın gelmesi, huzur ve güvenin sağlanması mümkün değil. Ve bu gerçek uluslararası kamuoyu tarafından kabul görüyor, dünya ve bölge politikasına yön veren güçler tarafından da dile getiriliyor.

Ve bu durum Kürdistan ulusal demokratik hareketine önemli fırsatlar sunuyor. Bu fırsatların kazanıma çevrilmesi ise bize, Kürdistanlı yurtsever ve demokratik örgütlere bağlıdır. Kürdistanlı yurtsever örgütler, var olan şartlara uygun, ulusal temelde çok sesli, çok renkli bir birlik oluştururlarsa fırsatları kazanma çevirebilirler.

Bu nedenle Kuzey Kürdistan’da geniş temelli bir birlik oluşturmak bir zorunluluk olmasının yanısıra tarihi bir görev olarak yurtsever parti ve siyası yapıların, aydınlar ve bağımsız şahsiyetlerin önünde duruyor.

Kürd parti ve yapılarının ulusal demokratik değerler temelinde oluşturacakları çok renkli ve çok sesli bir işbirliği, sadece ulusal demokratik haklarımızı elde etmek mücadelesinde güçlü bir silah olmaz. Aynı zamanda birleşik bir Kürd muhalefeti, demokrasi mücadelesine olan katkısını da büyütür.

Böylesi bir işbirliği Kürdleri CHP veya AK Parti karşısındaki güçleri desteklemeye mahkûm olmaktan çıkarır. Çünkü birliğini gerçekleştiren Kürdler, iyi ve kötü arasından birisini değil, ortaklaşa sundukları talepleri kabul edenleri seçerler.