HAMAS'ın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail'e karşı başlattığı füze saldırılarıyla öteden beri Ortadoğu'da var olan gerginlik ve kaotik durum bir anda İsrail ile HAMAS arasında fiili bir savaşa dönüştü. İsrail, HAMAS'ın bu saldırılarına karşı misillemede bulunarak Gazze'de bulunan HAMAS üslerine ve yöneticilerine yönelik saldırılarını sürdürdü.Yaşanan bu savaşta HAMAS'ın üst düzey yöneticileri bir bir yok edildi.
İsrail ile HAMAS arasında yaşanan savaştan kısa bir süre sonra Lübnan HİZBULLAH'ı başta olmak üzere İran bağlı Kudüs Gücü vb. silahlı güçler, İsrail'e karşı tehdit ve saldırılara başladılar. Taraflar arasında yaşanan bu savaş bir süre sonra genişleyerek Suriye ve Lübnan'ı da içine aldı.
İsrail devleti, İran'ın desteklediği HAMAS, Lübnan HİZBULLAH'ı ve Suriye'deki İran yanlısı silahlı güçlere karşı büyük bir saldırı gerçekleştirdi ve bu örgütleri işlevsiz bir konuma getirdi. İsrail, bu saldırılarıyla deyim yerindeyse İran'ın kolunu kanadını kırarak İran' tarafından desteklenen ve kendisi için tehdit oluşturan örgütleri bertaraf etti.
Türk devleti, HAMAS ile İsrail arasında başlayan ve daha sonra Lübnan ve Suriye topraklarına yayılan bu savaşın daha sonraki süreçte İran ile İsrail arasında bir savaşa dönüşeceğini ve İran ile İsrail arasında yaşanacak savaşın Türkiye'yi de ciddi bir şekilde etkileyebileceğini düşünerek olası bir savaşa karşı kendi iç sorununu çözerek Türk-Kürd birliğini oluşturmak istemesi, Türkiye için oldukça can alıcı bir konuydu.
Diğer önemli bir konu ise Türk devletinin Batı Kürdistan'da Kürtlerin lehine gelişen sürecin önüne geçmek istemesidir. Türkiye, Kürtlerin Batı Kürdistan'da herhangi bir statü elde etmemesi ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlanmasını kendisi için bir beka sorunu olarak görmektedir.
Türkiye bu iki ana nedenden ötürü hem iç bütünlüğünü sağlamak ve hem de Türkiye'ye dışarıdan gelebilecek saldırıları önlemek için süreç denilen şeyi başlattı.
Ortadoğu'da yaşanan bu sorunlardan ötürü, Türk devlet aklı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli şahsında bir süreç başlattı. Devlet Bahçeli, 2024 Ekim'inde TBMM de DEM Parti sıralarına gidip DEM Partili milletvekilleriyle tokalaşarak yeni sürecin startını verdi.
Türk devlet yetkilileri bu yeni süreci "Terörsüz Türkiye" Abdullah Öcalan, DEM Parti ve PKK ise "Barış ve Demokratik Toplum inşaşı" olarak adlandırmakta. Bahçeli’nin Dem Parti milletvekileriyle tokalaşmasının akabinde DEM PARTİ adına 3 kişilik bir heyet İmralı'ya gidip A.Öcalan'la görüştüler ve 27 Şubat 2025 tarihinde bir basın toplantısı düzenleyerek Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaştılar.
Abdullah Öcalan’nın kamuoyuyla paylaşılan o görüşlerde 8 maddelik bir talebin olduğunu ve talepler içerisinde PKK'ye yönelik olarak silahlı mücadeleyi bitirmesi ve kendilerini feshetmesi çağrısı yapıldığına tanık olduk.
Öcalan tarafından yapılan bu çağrıda Kürtler için bir devlet, federasyon, özerklik, dil ve kültüralist taleplerin gerekli olmadığı dile getirildi. Yani Öcalan Kürtler için hiç bir statü ve ulusal talepte bulunmadığı gibi gerekli olmadığını da söylüyor.
Bu açıklamada dile getirilen görüşlerin yanısıra daha sonra PKK fesih kongresine gönderdiği "Yeni Paradigma" adını verdiği tesbitlerinde ve 2025 Mayıs ayında İmralı heyetiyle örgüte ilettiği görüşlerinde Kürt halkına, diline ve Kürt önderleri Şêx Said, Seyid Rıza, Qazi Muhammed, Mustafa Barzani ve Bedirhani'lere hakaret ve küfürlerde bulunmakta.
Bu süreçte yapılan bu tarz açıklamaları iki boyutta ele alıp değerlendirmek gerekir.
1-Silahlı mücadeleyi sonlandırma kararının geç de olsa isabetli ve yerinde bir karar olduğu ve o kararın Kürt halkı ve Kürt siyasi partileri tarafından desteklendiğini görmekteyiz. Öyle ki, Kürd parti ve örgütleri PKK’nin yürüttüğü savaşın Kürtlere yarardan çok zarar verdiğini ve bir an önce sonlandırması için yıllarca çağrılarda bulundukları herkesin malumu. Sonuç olarak Öcalan'ın örgüte yapmış olduğu "silahlı mücadeleyi sonlandırın" çağrısı yerinde bir çağrıdır.
PKK’nin kendisini feshetme kararı ise onların kendi tasarrufu olan bir durumdur, onlar dışında herhangi bir parti veya örgütün kendinizi feshedin demesi söz konusu olmadığı gibi olası bir talebin ya da söylemin hiç bir şeyi değiştirmeyeceğini, değiştiremeyeceğini çok iyi bilmek gerekiyor.
2- Abdullah Öcalan’ın "Yeni Paradigma" adını verdiği ve DEM Parti İmrali heyetiyle örgüte gönderdiği görüş ve talimatlarda ulusal devlet, federasyon, özerklik, kültüralist istemlerin gerekli olmadığı, Kürd dilinin derme çatma bir dil olduğu yönündeki açıklamaları kabul edilemez. Böylesi bir yaklaşımın Kürd halkına ve onun ulusal değerlerine bir saldırı, küçük düşürme ve o değerleri yok saymak olduğunu da bilmek ve anlamak gerekiyor.
Kurulduğunda Tam Bağımsız Birleşik Sosyalist Kürdistan şiarı ile ortaya çıkan, kendisi dışındaki diğer Kürt örgütlerine mücadele ve yaşam hakkı tanımayan PKK ve Abdullah Öcalan Kürt halkı tarafından ciddi bir destek gördü. Ülkesinin bağımsızlığı ve halkının özgürlüğü için mücadeleye katılan on binlerce gencin ve milyonlarca insanın büyük bedeller verdiği bu hareketin lideri Abdullah Öcalan 50 yıl sonra verilen bu kadar bedele rağmen Kürt halkının sahip olmak istediği en doğal haklarının gerekli olmadığını dile getirmesini, bu istemlere karşı olduğunu söylemesini nasıl tarif edip adlandırmak gerekir? Bırakalım ülkemizde, dünyanın herhangi bir yerinde bir dava için yola çıkan bir hareketin liderinin yola çıkış şiarına 180 derece ters bir görüşü savunmasının izahı yoktur.
Abdullah Öcalan bununla yetinmeyerek, bir çoğu ulusal mücadele yürüttüğü için idam edilen ve sürgünlere tabi tutulan, devletin dahi saldırmaya çekindiği Kürt başkaldırı önderlerine pervasızca saldırıyor ve o ulusal kahramanlarımızı küçük düşürmek için elinden geleni yapmaya çalışıyor.
Kürt başkaldırılarına öncülük yapan Kürt liderlerine yapılan bu saldırının yanısıra dünya dilleri arasında zenginliğiyle 8. sırada yer alan ve ulusumuzun varlık meselesi olan kadim ve o kadar da zengin Kürt diline derme çatma bir dil demekte.
Öcalan, tarihsel varlığı bin yıllara dayanan ve Ortadoğu'nun en köklü ve kadim haklarından biri olan Kürt halkı ve ulusu için ise "bir çöplük yığını" yakıştırmasında bulunuyor. Öcalan’nin bu söylemleri bir bütün olarak Kürd ulusuna yapılan büyük bir hakaret ve saygısızlıktır.
İşin garip ve en acınacak yanı ise herşeyi inkar ederek yok sayan Abdullah Öcalan’ın o görüşlerinin DEM Parti ve çevresinin yanısıra, onlara yakın sözde yazar çizerlerin Öcalan’ın Kürt halkına karşı hakaret ve küçük düşürücü görüşlerini "Yeni Paradigma ve Toplumsal Barış" gibi söylemlerle allayıp pullayarak kendi tabanına ve Kürtlere kabul ettirme ve benimsetme için toplantı üstüne toplantı yapmaları, koşturmalarıdır.
Yukarıda da belirttiğim gibi devlet bu süreci "Terörsüz Türkiye" Abdullah Öcalan, PKK ve DEM Parti ise " Yeni Paradigma ve Toplumsal Barış" diye adlandırmaktadır.
Geçen hafta meclis başkanı başkanlığında mecliste temsil edilen partiler arasında bir komisyon oluşturuldu. Komisyon kendi arasında yaptığı ilk toplantıda bazı kararlar aldı. Ve komisyonun ismi de tartışıldı. Yapılan tartışmalar sonucunda komisyonun adı "Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu“ olarak belirlendi. Bu komisyonun aldığı kararlardan biri de komisyonun alacağı bazı kararların 10 yıl gizli tutulmasıdır. Öncelikle komisyonun aldığı kararların 10 yıl boyunca halktan ve kamuoyundan gizlenmesi ciddi bir şüpheyi beraberinde getirmektedir. Eğer bu komisyon aldığı kararlarla Kürt ve Türk halkının yanısıra herkesi rahatlatacaksa, huzur ve güveni sağlayacaksa tüm kararlar hemen kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Sonuç olarak bu yeni sürec Devlet Bahçeli eliyle başlatılmış olsa ve kamuoyu öyle bilse de, bu süreç Devlet Bahçeli’nin TBMM'de DEM Parti sıralarına gidip tokalaşması ile başlamadı. Bu, önceden devlet yetkilileri ile Abdullah Öcalan tarafından üzerinde konuşulup ortaklaşa oluşturulan bir süreç. Bu sürecin bazı kaygılar nedeniyle Devlet Bahçeli tarafından kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüştür.
Devletin bu yeni süreçte Kürt sorununu çözme gibi bir amacı yoktur, sadece PKK nin silahları bırakmasını ve kendisini feshetmesini amaçlamaktadır.
Bununla birlikte Kürtleri ulusal taleplerden uzaklaştırıp zamanla devletle ilişkileri ulusal yönde kopan ve uzaklaşan Kürtleri yeniden Türkiye vatandaşlığına entegre etmeyi hedeflemektedir.
Kurulan komisyon silahları bırakan kişilerin toplumla bütünleşebilmesi için hukuki düzenlemeler konusunda belli adımlar atabilir, PKK ve DEM Partinin tutuklu kadro ve bireylerinin serbest bırakılmasını sağlamak için yeni yasaların çıkarılması konusunda ön hazırlıklar da bulunabilir. Komisyonun isminden de anlaşılacağı gibi Kürt sorunu diye bir gündemlerinin olmadığı çok açık bir şekilde görülmektedir.
Kısacası eldeki veriler ve bilgiler ışığında Kürt sorunu konusunda toplumu az da olsa rahatlatacak ve toplumsal barışı sağlayacak bir sonuç çıkacağını sanmıyorum.