Farklı Etkiler Bağlamında Özgürlük Sorunsalı* | Kovara Deng | DENG Dergisi
Kapat

Farklı Etkiler Bağlamında Özgürlük Sorunsalı*

YazarResmi

İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır.  Jean-Jacques Rousseau

Özgürlük kavramını, bilerek ve isteyerek sorunsal (problematik) ya da sorunsallık adıyla birlikte ele alıyorum. Çünkü çözümü belli olmayan bir alana sığan her şey sorunsaldır, az çok sorunsallık kokar. Zira özgürlük kavramı da, pratik olarak kesin ve net çözümü belirsiz olduğu kadar, yeterince girift ve karmaşıktır. Demokrasi, katılımcılık, saydamlık, iletişim ve bilişim kavramlarında ve özellikle doğru olma ihtimali bulunmakla birlikte, şüphe uyandıran, kesin olmayan, problematik alanların tümünde olduğu gibi özgürlük de kendisine has, özgün, değişken, ilerletilebilir, iyileştirilebilir kavramlardandır ve sadece bu yanlarıyla bile sorunsaldır. Özgürlüğü sorunsal olma durumuna getiren en belirleyici faktör, iktidardır. Buradaki iktidar hükûmet eden yönetim erki değil, dünyaya yön verme gücü ve kudreti olan Küresel Egemenlik Sistemi iktidarıdır.

Hiç kuşkusuz özgürlük iktidar, özgürlük mahalle (Geniş ya da dar manadaki sosyal, siyasal çevre) ilişkisi; özgürlük ortamındaki bireyin bireyle olan ilişkisi kadar kolay anlaşılır, ikna edici ve belirgin biçimde sağlanamıyor. Bununla birlikte özgürlük parti, özgürlük sendika ve dernek ilişkisi; özgürlük birey ilişkisi; bireylerin birbirleriyle ilişkisiyle aynı değildir. Hatta özgürlük kavramı söz konusu olduğunda, insanlık, bilim ve siyaset dünyası bir uçtan ötekine savruluyor, anlamadaki ve tanımlamadaki kargaşa, olanca gücüyle zihinleri meşgul edip yoruyor, makul bir yol ve tanım bulmak güç hale geliyor. Değişik ihtiyaçlar karşısında, birbirinden farklı perspektifler, paralel veya zıt yönlü bakış açıları, düşün insanlarının zihin dünyasında kendine has kapılar aralıyor, ayrımlı pencereler açıyor. John Stuart Mill, Isaiah Berlin, Aldous Huxley, Farabi, Aristoteles, Francis Bacon, Ayn Rand, John Locke, Laurent Gounelle, Jean Baudrillard, Michel Foucault, Alexis de Tocqueville, Immanuel Kant, Jean Jacques Rousseau ve Zygmun Bauman gibi daha niceleri, özgürlük kavramına başka açılardan bakarak farklı ihtiyaçlara yanıtlar aramıştır.

Bundandır ki özgürlük; kimi zaman alan ve kavram olarak sulandırılıyor, ruhundan koparılıyor, içeriği net ve açık şekilde ortaya konmadan ele alınıyor.  Oysaki özgürlük, içinin boşaltılmasına fırsat verilmeden, üstünde çalışılacak ve incelenecek önemli bir fenomendir (Olay-düşün). Özgürlük, pek çok özelliğiyle beraber, kavram ve anlam yönünden vazgeçilmez bir bütün halindedir. Onu bir şeyden önce ya da bir şeyden sonra ele almak, düşünmek, sıraya koymak, anlamsal ve kavramsal özellikleri bakımından özgürlüğü tartışılır duruma getirir. Özgürlük, kışkırtıcı öğeler barındırır, doğru yoldan saptırıp baştan çıkarır.  Zengin ve karmaşık içeriği, bitmek tükenmek bilmeyen isteme yüklü yanları ve karşı konulmaz güçlü etkisi yönünden nerdeyse bir büyüdür. Özgürlük aynı zamanda insanlığın sınırsız ihtiyaçları karşısında, düşünce gücünün mutlak karışmama ortamı içinde, sınırsız ve serbest şekilde üretimidir. Ne var ki anılan bu sihre ve doğru yönden saptırma etkisine aldırmadan ele alındığında, her türlü sözün ve edebi estetiğin katkısına rağmen, başkalaşıyor, kendisi olmanın dışında başka bir şeye dönüşüyor. Özgürlük konusunda ilginç bir benzetme yapan Özgürlük adlı eserin yazarı Zygmunt Bauman, “Bir bakıma özgürlük, soluduğumuz hava gibidir. Bu havanın ne olduğunu sormaz, onun hakkında düşünüp tartışmaya zaman harcama­yız. Şayet kalabalık ve havasız bir odada nefes darlığı çekmi­yorsak,” diyor.

Özgür irade, anlamsal olarak özgürlük kavramına içerikli, yaşamsal bir ruh ve biçim verir

Özgürlük; insanın kim olduğunu bilmesiyle, hayatını nasıl yaşadığıyla, kendisini var eden evreleri bilişleriyle, ödediği ve göze aldığı bedellerle ilişkisiyle, kimseyi ilgilendirmeyen öznel tercihleriyle, olup bitenleri değerlendirirken insanın kendisine ait bir perspektife ve düşünceye sahip olmasıyla doğrudan ilgidir. Bugün araştırmacıların elinde, dosyalarında ya da arşivinde, insanlığın dünyayı anlama ve kavrama süreçlerinin toplamının aynı zamanda üretim süreçlerinin yekûnuyla yaşıt olduğuna dair yığınla kanıt ve iddia vardır. Hakeza özgürlük mefhumu alanındaki çalışmalar da bunlardan biridir. Kendinden öncekiler gibi tarih penceresinden bakan ve bireysel özgürlük, tüketici özgürlüğüdür. Biraz inceleyen herkes bu “özgürlüğün” ve kapitalizmin gelişiminin eş doğrultuda olduğunu görebilir,  diyen Zygmunt Bauman,  “Bu açıdan özgürlük, insanlığın evrensel durumu değil, tarihsel ve toplumsal bir yaratımdır. Özgürlük ve kapitalizm arasındaki ilişki, birinin diğeri olmadan defolu olacağı şeklindedir,” saptamasını yapmaktadır. Bu gibi değerlendirmelerin ortaya koyduklarının yanı sıra, bunca yıl deneyimlenen anlama ve kavramanın üretimle, emekle eşleşmesi; tarihsel süreçle, kişisel bilinç ve özgürlük arasında derin bir serüven olduğuna işarettir.

Denebilir ki birinin engellenmeden ya da sınırlandırılmadan istediğini seçebilmesi, yapabilmesi ve hareket edebilmesi durumu bir aşama değil, olağan olan, olması gerekendir. Felsefede, kavramsal olarak özgürlük, determinizm (belirlenimcilik, gerekircilik) karşıtı, özgür irade fikrini içerir. Bu ise, özgürlük olgusunu, özgür olma düşüncesini cazip hale getirir, çekici kılar. Özgür irade anlamı, özgürlüğü eşitlik(Kanun karşısındaki ve hakların kullanılması alanındaki eşitlik durumu hariç), iktidar erki ve daha başka parametreler karşısında tartışılır kılsa da ona içerikli ve yaşamsal bakımdan oldukça gerekli olan bir ruh ve biçim verir. Her ne kadar politikada özgürlük, hükûmet baskısından bağımsızlık manasına gelse de çoğunlukla hakların diliyle ifade edilen özgürlük kavramı, kişinin diğer bireylerin haklarına saygı duyduğu sürece dilediği şekilde davranması, kimse tarafından zorla engellenmemesi ya da durdurulmaması anlamına gelir. Bu, hem niteliksel bir tanımdır hem de içerikli bir özü oluşturur. Benzer durumu açıklayan tanımlardan biri de klasik liberal düşüncenin öncüsü, İngiliz filozof John Locke’un doğal haklar geleneğinden kaynaklanmaktadır.  Burada özgürlük, doğal hakların kullanılması kadardır. Doğal haklar ne kadar kullanılıyorsa özgürlük o kadar vardır.

Hayatta olduğu gibi felsefede ve sosyal düzenlerde ‘x’ (bilinmeyen) faktör hep vardır. Özgürlük kavramı da bilinmeyen, yani ‘x’ faktörlerin etkisinde, onların baskısında şekillenerek ilerlemekte, ruh ve biçim bulmaktadır. Charles Dickens, İki Şehrin Hikâyesi’ne şöyle başlar: “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu. (…)kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece “daha” sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.” İşte özgürlük de böyle bir kavramdır, her şeydir, hiçbir şeydir, vardır, yoktur, hissedilirdir, duyumsanmazdır, vesairedir, benzerdir, gibidir. Zamana dairdir, zemine bağlıdır, akılla ilişkilidir, inançlara bağlıdır, karanlıktır, aydınlıktır, iradedir, teslimiyettir, daha azdır, daha çoktur, dahadır ve daha dahadır…

Çoğu zaman anlamını bildiğimizi sandığımız kavramla o kavramın anlamı arasında derin bir uçurum vardır. Özgürlük kavramı da bunlardan biridir. Özgürlük sandığımız çoğu şey, aslında özgürlükten az ya da çok uzaktır. Bu yüzden de bilişlerimizin, bilmediğimiz ve bilgi sahibi olmadığımız her alan hakkında olduğu gibi, bu konuda da bizi yanıltması kaçınılmazdır.

Boyun eğdirmenin, ehlileştirmenin, teslim almanın sayısız yolu var. Okullardaki ve kışlalardaki yanaşık düzen ve geniş kolda hiza alma eğitim süreçleri, sıralanma ve dizilişler, hiyerarşinin, sınav ve yarışmanın olduğu yerler, içtimalar, yoklamalar, talimatnameler, herhangi şeyi nasıl kullanacağımıza dair uzun uzun hikâyeler, ‘lüzumsuzsa söndür,’ türünden ne yapmamız gerektiğini fısıldayan emir kipindeki tuhaf direktifler vesaire vesaire aslında bir yere hizmet etmektedir. Modern siyaset sisteminin metotlarıyla gizli cezalandırmaya ve boyun eğdirmeye geçiş aşamasına…

Michel Foucault’nun ifadesiyle, iktidarın gücünü gösterişten aldığı eski siyasal sistemden, mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş; bir yandan, iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan gizli cezalandırmaya geçişle belirlenmektedir. Aynı konudaki tutumumun sürdüren, iktidar özne ilişkilerine kafa yoran, bu alanda çalışmalar yapan ve iktidar birey, iktidar toplum ilişkisine farklı pencereler açan Michel Foucault, “Kendini öne çıkaran iktidar, bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak, yani egemen olmak demektir. Böylece modern iktidar, çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kayıt altına almış, sayısal hale getirmiş, böylece ona egemen olmuştur. Her kişi bir yerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır,” diyor. (Hapishanenin Doğuşu Michel Foucault)

Yeniden inşa süreci kavramı olarak özgürlük

Yeniden inşa süreci kavramları bağlamında ele aldığım özgürlük kavramının, yazı boyunca eşitlik, demokrasi ve siyaset gibi öğelerle bağını, iç içe olan halini, geçişkenliğini, birbirini etkileyişini, şu ya da bu ağırlık ve yoğunlukta ifade etmeye çalıştım. Bu nedenle demokrasi, demokratik ortam ve özgülük kavramı ilişkisi hakkında birkaç şey söylemekte yarar görüyorum. Tarihsel geçmişi, her türlü reformcu özelliği ve şu zamana kadarki en iyi yönetim biçimi olmasına rağmen, bilinen haldeki demokrasi, aynı zamanda daha çok zenginler yönetimidir. Demokrasi bu yanıyla egemen güç ilişkisini, gücü kullanma ve bundan sonuç alma amacını en iyi biçimde sağlayan, umutlar yaratarak toplumu oyalayan ve insanları eldekine razı eden, bununla birlikte konfor alanı geniş olan, gerektiğinde esneyen, gevşeyen, ihtiyaç olduğunda sertleşen ve ne yazık ki aynı anda kendini yok eden evreler toplamıdır. Öyle ki belli bir dönem içinde hem otorite sağlayan hem de demokratikleşen ve her zaman ikiden çok yüzü olan yönetim biçimidir demokrasi. Kim bilir belki de şu haldeki demokratik ve özgürlükçü ortam, zenginlerin kendilerini yoksullardan en iyi şekilde korudukları sistemin veya düzenin adıdır. Fransız düşün insanı Foucault, “İçinde bulunduğumuz sisteme mahkûm değiliz,” diyor. Bu çerçeveden bakıldığında, dünya yeniden icat edilmeli ve özgürlük kavramıyla demokrasi, bu süreçle yan yana, kol kola ilerlemelidir. Yeniden inşa ve yeniden icat süreçleri, ortak şeritte ya da paralel bir patikada yol almalıdır.

Denebilir ki artık dünün alışkanlıkları karşısında şimdi başka şeyler düşünmek, konuşmak ve üretmek zamanıdır. Dün yasa, zemin, araçlar, formlar çok primitifti (ilkel) ve birçok şeyde geri ve mahrum kalınıyordu. Fakat şimdi taslağı çizilmeye başlanan şey apayrı bir süreç olarak işlemelidir. Bu, bizzat yasayı ihlal eden, kişinin kendine, doğasına, yaşama ve düşünme tarzına, geçmişine, iradesinin niyetine değil de,  muhakkak özgürlüğün zengin niteliğine de atıfta bulunan bir serbest ortam ve serbest zihin deryasının eskizleri olmalıdır. İnsanlık bunu çoktandır hak ediyor. Öyle anlaşılıyor ki insanlığa dair daha iyi bir gelecek için özgürlük kavramı, anlam ve içerik yönünden yeniden ele alınmalı, günün ihtiyaçları karşısında sosyoloji ve siyaset dünyasının muhalifleri tarafından daha kapsamlı ve zengin hale getirilmelidir. Otorite (iktidar) özgürlük ilişkisi, otoritenin kudretini gösterdiği ve onu açığa çıkardığı kadar, topluluklar ve insanlar yönünden de özgürlüğün erdemini, gerekliliğini ve vazgeçilmezliğini tanımlamalıdır. Zira gücü ve etkisi dolayısıyla iktidarı hedef almayan bir özgürlük, otoriteyi korkut(a)mamaktadır. Böylesi bir özgürlük; kabuğuna çekilen, itaat eden, kimseye dokunmayan, sorgulamayan özgürlüktür, yani otoritenin aradığı şeydir.

(*)  Bu bölüm, ‘Yeniden İnşa Süreci Kavramları Bağlamında, Özgürlük’ başlığı altında hazırlamaya çalıştığım uzunca bir yazının taslağından alınmıştır.