Mehmet Bayrak’ın benim için önemi | Kovara Deng | DENG Dergisi
Kapat

Mehmet Bayrak’ın benim için önemi

YazarResmi

Kürt meselesi bu ülkenin (hatta Yakındoğu’nun) bugün ve gelecekte en önemli meselesi. Bunun tartışması bile olmaz.

Dolayısıyla, ülkenin fikir ve eylem hayatı açısından M. Bayrak gibi konu üzerine çok sayıda çok kalburüstü araştırma yapmış ve yayın çıkarmış birisinin önemi kendiliğinden ortada.

Bu yazıda ben bunu değil, kendisiyle temasımın nasıl başlayıp yürüdüğünü bir tür entelektüel örnekolay olarak anlatmak istiyorum.

  ***

Ben de, kuşağımın bütün (bütün demekten çekinmiyorum) Türk gençleri gibi Kürt meselesinden bihaber yetiştim.

Hatta, sadece bihaber de değil. Kürt meselesi denilince derinden tedirgin olurdum, ülke bölünecek diye. “Zamanın ruhu” (zeitgeist) öyleydi. Hoş, şu anda da epey insan o ruh’tan daha ileriye geçebilmiş değil ya, neyse.

Tabii, bu bihaberliğe Gayrimüslimler konusunu eklemeyi de ihmal etmemeliyim ki olaylar dizisini anlatmam kolaylaşsın.

Uzunca bir giriş yapmam lazım.   

***

1969’da başladığım Mülkiye (SBF) uluslararası ilişkiler asistanlığında 1974 yılında doktoramı verdim. 77’de ilk baskısı yapıldı: Azgelişmiş Ülke Milliyetçiliği – Kara Afrika Modeli.

Kitap yayına hazırlanıyor, hoş bir şaşkınlık yaşadım. Doktorasını Alikan aşireti üzerine yapan ve bir kürsü mensubunun ihbarı üzerine “Marksist propaganda ve bölgecilik” gerekçesiyle Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden atılan Dr. İsmail Beşikçi, 62 mezunu olduğu Mülkiye’ye gelmiş, kendiliğinden teklif etti kitabın dizinini yapmayı. Ben o zamanlar dizin kavramına bile yabancıyım. Kendisini de çok az, bu söylediğim kadarıyla tanıyorum.

Neyse, kitap onun yaptığı dizinle çıktı. Çok önemli oldu çünkü sonradan öğreneceğim, tabirin kabalığını lütfen hoşgörün, “Kitabı kıçından okumak” diye bir tabir varmış meğer. Önce dizine bakarmışsın, ne kadar ayrıntılı bilgi içeriyor, benim ilgilendiğim hususlar var mı, diye.

Böyle tanıştıktan sonra koridorda karşılaştıkça konuşuyoruz, bir gün dedim ki, “Şu sıralarda ortalık iyi değil, bu Kürt meselesini şimdi pek şey yapmasan da daha sonra şey yapsan?”

“Peki Baskın, ne zaman, ne zaman?” dedi o yumuşacık, sessiz sesiyle.

Beynime tokmak yemiş gibi oldum.

***

Milliyetçilik konusunun en yakın akrabası olan konu azınlıklar konusudur. Hemen doktora sonrası yani 1974 sonbaharında Cenevre’ye gitmiştim. 1920’de Milletler Cemiyeti orada kurulduğu için ve azınlıklar konusu iki savaş arasında doruğuna çıktığı için, kütüphanesi bu alanda muazzamdır. Girince resmen çıldırdım; azınlıklar konusunda yok yoktu. Darı ambarına düşmüş tavuk gibi olmuştum.

Ve o zamanlar internettir, dijital bilmemedir, hiç öyle şeyler ne gezer. Daldım ummana, vakit kaybetmemek için sayısız fotokopi çektim; hâlâ durur.

Sonuç, ilk baskısı 1986’da yapılan Türk-Yunan İlişkilerinde Batı Trakya kitabı oldu. Ama dediğim gibi o zamanlar Türkiye'deki azınlıkların durumundan tamamen bîhaberim, o açıdan tek taraflı yani malul oldu kitap. Böyle oluyor bu işler; burnunun ötesini görüyorsun, ortam icabı ucunu göremiyorsun.

Böyle yetiştirildik, ama tesellim şudur ki böyle yetiştirmedik öğrencilerimizi ve asistanlarımızı.

***

Bir gün, yazılarından tanıdığım bir Kürt avukat, Ahmet Zeki Okçuoğlu ziyarete geldi eve. Hoşbeş arasında dedi ki, “Lozan’ın 39. maddesinin 4. ve 5. fıkralarındaki haklarımızı biz sizden öğrendik.”

“Nasıl yani?”

“Dördüncü fıkrada; herhangi bir Türk vatandaşı ticarette, basın-yayında, açık toplantılarda dilediği bir dili kullanabilir ve buna karşı hiçbir kısıtlama getirilemez, diyor ya. Beşinci fıkrada da; Türkçeden başka bir dil konuşan Türk vatandaşlarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri için uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır, diyor ya, onları.”

Nasıl bir şok geçirdim ve utandım anlatamam. Yahu ben ne kadar dışında yaşıyormuşum gerçek hayatın!

Lozan’ın 45. maddesi, 37’ten 44’e kadar olan maddeleri içeren Kesim III’ü kastederek, “Bu kesimdeki hükümlerle Türkiye’nin Gayrimüslim azınlıklarına tanınmış olan haklar, Yunanistan’ca da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlığa tanınmıştır” diyor ya, bu yüzden ben Lozan’ın 37. ila 44. madde hükümlerini sadece yazmakta olduğum konu yani Batı Trakya’daki Müslüman Türkler açısından (yani, dolaylı olarak) okumuşum! Şartlanmaya bak!

Bu ziyaretten sonradır ki Md. 39’u, maddenin Md. 45 üzerinden konu edindiği Batı Trakya açısından değil, esas olarak yazıldığı gruplar açısından okumaya başladım. Yani 39/4’ü “bütün Türk vatandaşları” ve 39/5’i de “Türkçeden başka dil konuşan Türk vatandaşları” açısından.

Çok büyük utanç ve ayrıca muazzam bir uyanma olayıdır benim için. Kürt meselesiyle ilgilenmeye böyle başladım.

Tabii ayrıca, Gayrimüslimler meselesiyle. Hatta, uzatmayayım ama, Hrant’la tanışmamız da bu vesileyledir. Lozan’ı döne döne okuyorum, araştırıyorum, düşünüyorum, düşündüklerimi de o sıralarda çıkan Aydınlık dergisinde yazıyorum. Aydınlık dergisi/gazetesi ve 2000’e Doğru dergisi o zamanlar Türkiye’deki azınlıkların ve Kürtlerin, yani ülkedeki ezilmiş ve dışlanmışların haklarını savunan başlıca yayın organları. Hrant, tarih Aralık 93 olacak, Ermenilerle ilgili Aydınlık yazılarıma teşekkür etmek için telefonla aramıştı.

Yine ayrıntıya girmek istemiyorum ama, Hrant değil Fırat. Fırat Dink. Biz bu bir avuç insanı adlarını bile değiştirmek zorunda bıraktık ya, ondan.

Neyse. Giriş düşündüğümden uzun oldu. Hülasa, Kürt meselesiyle bilimsel olarak ilgilenmeye böyle başladım.   

***

Başladım da, çok teşkilatlı olan Mülkiye kütüphanesinde bu konuda pek malzeme yok veya ben bulamıyorum. Zaten Türkiye’de bu meselenin konuşulması ne zaman başladı ki olsun.

O sırada, 90’ların iyice başı olmalı, arkadaşım Bülent Peker’le yeni çıkan Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri – gizli belgeler, araştırmalar, notlar adlı kitaptan konuşuyoruz, beni çok etkileyen ve Kürt meselesinde hem panoramayı hem de çok daha önemlisi, devletin gizli belgelerini görmek isteyenlerin ilk bakması gereken bu eserin yazarını tanıdığını söyledi Bülent.

Mehmet Bayrak’la ilk temasım böyle oldu. O zaman Kızılay Meşrutiyet Caddesi’nde yukarı doğru yürürken solda yazıhanesi vardı, oraya gittim. Kitapları oradaymış.

Oradaymış ve 1974’te Cenevre’de Milletler Cemiyeti kütüphanesinde yaşadığım duyguyu o apartman katına girince tekrar yaşadım. Kurduğu Özge yayınlarından Kürtler ve ayrıca Alevilik üzerine en temel kitapları neşretmişti; çoğunun yazarı/derleyicisi kendisi olmak üzere. Sonradan yakından tanıdığım Martin van Bruinessen’in Ağa, Şeyh ve Devlet’i, hiç görmediğim ama halen mektuplaştığım Robert Olson’un Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said İsyanı, Malmisanij ve M. Lewendi’nin Lı Kurdistana Bakur û Lı Tırkiye Rojnamegeriya Kurdi’si (K. Kürdistan’da ve Türkiye’de Kürt Gazeteciliği) gibi temel kitaplar. Bu sonuncuya Osmanlı dönemi Kürt periyodiklerinin Türkiye’deki hangi kütüphanelerde saklandığını ve bunların künyelerini içeren bir ek de koymuştu. Burada yer müsait değil bütün bu yayınları sıralamak için; http://www.ozgeyayinevi.com/ ve https://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Bayrak adreslerine girip uzun uzun bakacaksınız, vaktiniz varsa.

Bu yayınları piyasadan temin etmek mümkündü, ama M. Bayrak’ın yazıhanesinde Kürtlerin 1908 İkinci Meşrutiyet’le gelen hürriyet havası içinde (ve ayrıca Mütareke’de) çıkardıkları periyodiklerin yeni baskıları da vardı: Roji Kurd, Hetawi Kurd gibi. Çok daha can alıcı olarak, geçmişin en önemli dergisi olan Jin ve ilk Kürt yayını olarak 1898’de Kahire’de çıkmaya başlayan Kurdistan gazetesi.

Bütün bunlardan doya doya beslendim ve öğrendiklerimi Mülkiye’deki derslerime yansıttım. 1859’da kurulmuş Mülkiye’nin tarihinde ilk defa lisans ve lisansüstü (master ve doktora) derslerinde Kürt meselesi okutulmaya başlanmış oldu.

Biraz aşağıda M. Bayrak’la mektuplaşmalarımı verirken buraya tekrar döneceğiz.

***

Mehmet Bayrak bu eski Türkçe yayınları okuyabiliyordu çünkü, ilginç bir husus, Türkolog idi; DTCF Türkoloji bölümü mezunuydu. http://www.ozgeyayinevi.com/index.php?sayfa=mehmetbayrak adresinden görüleceği gibi, Kayseri’nin Dallıkavak köyünde doğan bir Alevi Kürt olarak Türkçeyle ilkokula başlayınca tanıştığını, 1970’te DTCF’nin Türkoloji bölümünü bitirdikten sonra ilk çalışmalarını bu alanda yayınladığını, Kürdolojiye 1976’dan itibaren makalelerle başladığını, 1988-89’da sadece sekiz sayı çıkabilen ve otuz davaya konu olan Özgür Gelecek dergisinin ardından 90’lardan itibaren Kürdoloji alanında kitaplara giriştiğini anlatıyordu.

Tabii, bunun da “doğal” sonucu olarak kitap toplatmalar, gözaltına alınmalar, tutuklanmalar, cezaevinde işkenceler, sonra da mahkumiyetler.

O kadar ki, cezalar on yılı aşınca 1994 sonunda Almanya’ya gidip iltica etmek zorunda kaldı.

O Almanya’ya gidince nispi olarak rahatladı ama ben iki açıdan mutlak olarak zarar gördüm. Birincisi, kitap yazan ve doğruları yazan bir insanın ülkesinde kalamayıp yurt dışına iltica etmek zorunda kalması; ikincisi de bana sağladığı bilgi akışının kesilmesi.

Hatta, benim aklımdan tamamen çıkmış, kendisine iletilmesi için yazıhanede Özgür’e bıraktığım 19 Aralık 1994 tarihli bir notu geçenlerde bana WhatsApp üzerinden yolladı, hatıraları deşti (oğlunun adı da Özgür’dür, Özge yayınları da Özgür Gelecek’in ilk iki harfinden gelir). Şöyle demişim orada:

“Benim Sevgili Dostum,

“Bilmiyorum, bu utançlı yıllar ne zaman sona erecek. Şimdi, Türk kökenli bir Türkiyeli olarak sizin yüzünüze bakamaz durumdayım; ne hakları var beni böyle hissettirmeye? Sizin gibi birinin böyle yerini-yurdunu bırakıp gitmesine sebep olmaya ne hakları var?

“Galiba bu günlerde biraz sinirliyim, onun da etkisi olacak, ama inanın Mehmet Bey, sizin gitmek zorunda kalmanız beni ve benim gibileri çok üzdü. Umarım orada hiç olmazsa rahatınız yerindedir. 

“Oradaki adresi bilmediğim için bu mektubu yazıhaneye bırakıyorum. Oradaki günlerinizin kısa ve sorunsuz geçmesini diliyorum. Bir an önce ailenizin ve işinizin başına döneceğinizi umuyorum. Size en içten dostluk dileklerimi yolluyorum. Sağlıcakla kalınız, Ankara’da benim koşturacağım bir şey olursa lütfen yazınız veya telefon ediniz.”

***

Ekim 2001’de başlayan AB Uyum Paketleri sayesinde ortam epey rahatlamıştı. Gıyabi karar çıkmasın diye, davalarında ifade verebilmek için kısa kısa gelip gitmeye başladı. İnternetten yazışmaya başladığımız bu aralarda ben 2007 seçimlerinde İstanbul ikinci bölgeden Bağımsız Sol Aday gösterilince, CHP’de fiilen çalışmış olan eşi Gülay Hanım bana yazdı:

“Sevgili Baskın Hoca,

“Seçim çalışmalarını ilgiyle izliyor ve başarılar diliyorum. Türkiye’de çok önemli bir kitleyi ilgilendiren Kürt ve Alevi sorunlarına biraz daha vurgu yapılırsa, sanırım daha iyi olur.

“Hocam, asıl söylemek istediğim şu: Çevreden edindiğim izlenimlere göre, CHP ve benzeri partiler, Bağımsızlar’a verilecek oyların boşa gideceğini söyleyerek, sizin gibi adaylara verilecek oyları önlemeye dönük bir propaganda yürütüyorlar. Zaten geçmişte fiilen politika yaparken de bu tür ayak oyunlarına tanık oluyordum.

“Bu nedenle, lütfen bu oyunları önleyecek açıklamalara vurgu yapın. Bir tek oyun bile ne kadar önemli olduğunu hatırlatın. Başarı dileklerim ve dostluk selamlarımla.”

***

Öğrendiğim o kadar şeyle ilgili çalışmaları sadece derslerle ve makalelerle sınırlamak içime sinmiyordu. Adı Osmanlı’da ve Türkiye’de Kürt Meselesi olabilecek genel bir kitaba, daha doğrusu birkaç ciltlik kitaba ihtiyaç vardı.

Artık yakın dost haline geldiğimiz Mehmet Bayrak’a Aralık 2007 tarihli ders planımı gönderip, bu konuda yardımcı olacak küçük bir ekiple girişilecek bir kitap önerisinde bulundum 5 Ocak 2008’de:

“… En azından üç veya dört cilt olabilecek böyle bir kitaba aktif katkıda bulunmak ister misin diye sormak istiyorum. Çünkü sen bu konuda birkaç kişiden birisin. Mesela:

Kutular/çerçeve yazılar yazarak veya bu amaçla işlenmesi kolay malzeme (yazı, resim, vs.) bularak; kaynakları kontrol ederek ve yeni kaynaklarla kitabın eksiksiz olmasını sağlayarak; yurt dışındaki önemli isimlerle görüşmeler yaparak; belli bölümler için somut yazı malzemesi hazırlayarak (ör. şu kitabın şu sayfaları arasında şu var bu var, gibi; yazdıklarımı okuyup yanlışlıklar ve eksiklikler konusunda uyarılar yaparak; bu yanlışlıkları ve eksiklikleri gidermek için somut düzeltmeler ve yamalar yaparak; aklına gelebilecek başka katkılarda bulunarak, vs.

Haldun Özen Hocayı hatırlarsın; kanserden yitirmiştik. Onun eşi Ülkü benim ve Feyhan'ın çok iyi arkadaşımızdır. AnaBritannica’da da yıllarca birlikte çalıştık. Çok çalışkan, kültürlü ve uyanıktır. Şimdi eski yazı da öğrendi. O da her konuda yardımcı olacak. Bacağı düzelir düzelmez gelip bendeki malzemeyi sınıflandıracak, kaynakçayı güncelleyecek, hangi yeni kitapların alınması gerektiğini tespit edecek, eski yazı metinleri okuyacak, kimi kitapları okuyup önemli yerlerini fişleyecek, vs. Senin evdeki malzemeye de aynı şeyi yapabilir, yapması gerekebilir.

Bu durumda kitabin ön kapağı benim ismimin yanı sıra “Mehmet Bayrak ve Ülkü Özen’in katkılarıyla” ibaresini taşır ve alınacak telife de ortak oluruz. İletişim Yayınları basacak. Her türlü imkanlarını (arşiv, resimler, vs.) kullanarak.

Mehmet Beycim, bunları yapabilmemiz için her şeyden önce çok sıkı bir faks, eposta ve de Skype altyapısı kurmamız ve işletmemiz lazım. Skype kullanıyor musun? Kullanmıyorsan programı yollayabilirim. 

Ne dersin, yapabilir miyiz? Büyük hizmettir. Gülay Hanıma çok selam ve sevgiler.”

***

Aynı gün şu cevabı yolladı M. Bayrak:

Baskın Hocam, mesajını aldım. Bence bu konuda geç bile kalındı. Epey zamandır bu konuyla ilgileniyor ve ders veriyorsun. Bu nedenle, bu birikimi artık bir kitapla bilince çıkarmanın zamanı geldi. Elde artık bir hayli kaynak da bulunuyor.

Sanıyorum, Kurdistan gazetesinin çıkışını başlangıç olarak almak istiyorsun. Geçmişe de atıfta bulunarak olabilir, diye düşünüyorum. Bana düşen bir şey olursa, katkıda bulunmaya hazırım. Ben olmasam bile, oradaki kitaplığımdan yararlanabilirsin. Evin anahtarı Özgür’de. Başkaca bir katkım olacaksa lütfen bildir bana.

Gülay’ın sana ve yengeye selamları var. Dostluk selamlarıyla hoşça kalın.

Buna şöyle cevap vermişim:

Kurdistan gazetesinden çok öncesinden almak lazım. Kürtlerle Türklerin ilk temaslarından bu yana. Onun için en geç Sultan Selim zamanını düşünürüm. Dersin lisans düzeyindeki iskelet planını şöyle vereyim:

SBF Uluslararası İlişkiler IV. Sınıf, Uluslararası Güncel Sorunlar

KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ VE TÜRKİYE’DE KÜRT SORUNU

11 Aralık 2007 -  Baskın Oran

Genel Bilgiler

Kürt ve Kürdistan terimleri – nüfus – köken - dil.

Milliyetçi Duyguyu Hazırlayan Ortam

Sultan Selim ve 1514 Çaldıran - İdris-i Bitlisi – 1639 Kasr-ı Şirin – Mem-u Zin - 19.yüzyılda koşullar - Beyliklerin sonu – Şeyhler – Hamidiye Alayları – Kültür Öğeleri

Milliyetçi İdeolojinin Doğuşu

1898 Kürdistan gazetesi – 1908 Meşrutiyet ortamı – 1912 Türk Ocakları – Mütareke ortamı – 1918-19 Jin dergisi – Uluslararası girişimler – Sevres ortamı.

Milliyetçi Hareketin Doğuşu

Kurtuluş Savaşı ortamı – Azadi – 1923 Lausanne ve Ulus-Devletin kurulması – 1925 Ayaklanması – Ağrı Ayaklanması – 1930’lar ortamı – Dersim Harekatı.

Milliyetçi İdeolojinin Gelişmesi

1950’ler ortamı – 27 Mayıs ve 1961 Anayasası – TİP – Doğu Mitingleri – DDKO – 1970’ler ortamı ve yayınlar  - 12 Mart ortamı.

Milliyetçi Hareketin Gelişmesi

12 Eylül ve etkisi – Özal ekonomisi – Uluslararası gelişmeler – Resmî ideolojide durum – PKK’nın kuruluşu ve ideolojisi – Diğer örgütler.

Kürt Sorununun Çözülememesinin İç ve Uluslararası Sonuçları

Küreselleşme Ortamında Bir Etnik Grubun Bağımsızlığa Gidebilmesi/Gitmemesi Sorunu

Sayı – Yoğunluk – Tarihsel Süreklilik – Dış Beklenti (jeopolitik konum, irredantizm olanağı, uluslararası konjonktür) – İç Beklenti.

Kürtlerin “Biz de Esas ve Kurucu Unsuruz” söylemi

Kürt Sorununun Çözümü

***

Ardından, 16 Ocak 2008’de yazdı:

Baskın Hocam, önerine ilke olarak ‘evet’ diyorum. Salt sen yapacak olsan da en azından kaynak olarak gerekli katkıda bulunurum. Aslında, bu yıldan itibaren biraz dinlenmek istiyordum. Ancak, ciddiye aldığım böyle bir projeye katkıda bulunmayı aynı zamanda görev olarak algılıyorum.

Bu arada, gerek oradaki gerekse buradan gelecek kaynakların taranması gerekiyor. Çünkü, uzunca bir zamandan beri ‘Osmanlı Döneminde Kürt Örgütleri’ bağlamında kaynak topluyordum ki bunlar, tam da bu çalışmayla ilgili kaynaklar. Öte yandan, Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkanlığı Siyasi Partiler Bürosunda Osmanlı dönemi örgütleriyle ilgili bir klasör bulunuyor. 2000 yılında girişimde bulundum, ancak sağlayamadım. Acaba, bu dosyayı incelemek mümkün olabilir mi?

Skype uygulamasını henüz bilmiyorum. Yeniden görüşmek üzere hoşça kal.”

***

 Bu önemli projeyi bugüne kadar gerçekleştiremedik Mehmet Bayrak’la. Ama ne derler, çıkmayan candan ümit kesilmezmiş. Bu kadar iddialı olarak değil ama, hiç olmazsa master ve doktora derslerinde anlattıklarım genişletilerek yayınlanır belki, Osmanlı’da ve Türkiye’de Kürt Meselesi – Geniş Bir Özet başlığıyla.

54 adet saydamdan oluştuğu için epey hacimli olan bu dersin planını burada veremiyorum, şu adresten görebilirsiniz: http://baskinoran.com/ders-notlari/

Ben de belli bir yaşa geldim, Mehmet Bayrak dostum da. Ama dediğim gibi, çıkmayan candan umut kesilmezmiş.